
ATATÜRK'ÜN
HAYATI
19
Mayıs 1881’de Selanik’te doğdu. Vakıf İdaresinde Katiplik, Gümrük memurluğu ve
sonra kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi’nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini
Selanik Şemsi Efendi İptidai Mektebi, Askeri Rüştiye ve Manastır Askeri İdadisinde
tamamladıktan sonra 13 Mart 1899’da Harbiye mektebine girdi. 10 Şubat 1902’de Piyade
Teğmen rütbesiyle mezun olarak Erkanı Harbiye (Kurmay) sınıfına ayrıldı. Erkanı
Harbiye Mektebinde öğrenimde iken 10 Şubat 1903’te Üsteğmenliğe yükseltildi. 11
Ocak 1905’te Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun olarak staj için Şam’daki 5. Ordu
emrine verildi.
30. Süvari alayında görevlendirildi. Şam’da bulunduğu sürede arkadaşları Kurmay
Yüzbaşı Müfit (Özdeş), Lütfü, Dr. Mahmut ve Mustafa (Cantekin) ile "Vatan ve
Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Geçici görevle Selanik’te bulunduğu sırada
Cemiyetin Selanik’te açılan şubesi sonradan gizli "İttihat ve Terakki
Cemiyeti" ile birleşti. 20 Haziran 1907’de Kıdemli Yüzbaşı olarak 13 Ekim
1907’de Selanik’teki 3. Ordu emrine atandı. Bu dönemde ordunun politika ile ilgisini
kesmesi gerektiğini savunarak orduda yaptırdığı tatbikatlar, verdiği konferanslarla
dikkati çekti.
22 Haziran 1908’de Rumeli Şark Demiryolları Müfettişliğine getirildi. 13 Ocak
1909’da Ordu Redif Tümeni, kısa bir süre sonra da 17. Selanik Tümeni Kurmayında
görev aldı.
31 Mart (13 Nisan 1909) ayaklanmasını bastırmak için İstanbul’a gelen "Hareket
Ordusu"nun 1. Kademesinde Kurmay Başkanlığı yaptı. 5 Kasım 1909’da 3. Ordu
Karagahındaki eski görevine döndü. 6 Eylül 1910’da Subay Talimgahı Komutanı iken
Fransa Ordusunun yaptığı Picardi manevralarını izlemekle görevlendirildi. 15 Ocak
1911’de 5. Kolordu Kurmayına atandı. Kıdemli Yüzbaşı rütbesinde olmasına rağmen
38. Alay Komutanlığına getirildi. 13 Eylül 1911’de Genelkurmay’da görevli iken 27
Kasım 1911’de Binbaşılığa yükseltildi. İtalya ile savaşta Derne Bölgesindeki
kuvvetlerin komutanı olarak düşman saldırılarını durdurdu. Bingazi muharebelerinde
gösterdiği yararlık üzerine iki yıl kıdem zammı ve nişan ile ödüllendirildi.
24 Ekim 1912’de İstanbul’a dönüşünde süregelen Balkan Savaşında aktif bir
görev istemesi ile sonradan "Balayir Kolordusu" olarak anılan "Akdeniz
Boğazı Mürettep Kuvvetler Komutanlığı" Harekat Şubesi Müdürü ve bir süre
sonra da Kurmay Başkanı olarak görevlendirildi. Savaşın son aşamasında Edirne’nin
geri alınması ve savaşın daha az kayıpla sona erdirilmesinde etkili oldu.
27 ekim 1913’de Sofya Askeri Ataşeliğine atandı. 11 Ocak 1914’te Belgrad ve Çetine
(Karadağ) Askeri Ataşelikleri de ek görev olarak verildi. Bu arada Fransa
Cumhurbaşkanı tarafından Lejyondonör nişanı "Chevalier" rütbesiyle
ödüllendirildi. 1 Mart 1914’te Yarbay oldu.
1. Dünya Savaşının başlaması üzerine orduda bir görev verilmesi konusundaki
ısrarlı isteği ile 20 Ocak 1915’te Gelibolu’daki 19. Tümen Komutanlığına
atandı. Kuruluş aşamasında olan tümenin teşkilatını tamamlayarak o sırada
Kabatepe - Arıburun arasına çıkan ANZAK Kolordusu birliklerinin saldırılarını
durdurdu ve geri çekilmelerini sağladı. Bu başarısından dolayı 1 Haziran 1915’te
Albaylığa yükseltilerek 8 Ağustos’ta Anafartalar Grup Komutanlığına getirildi.
Conkbayırı Muharebelerinde bir düşman mermisinin saçtığı misket kalbinin üzerine
isabet etti ise de saatini parçalayarak hayatı kurtuldu. Çanakkale Muharebelerindeki
başarısı ile Kamuoyunda "Anafartalar Kahramanı" olarak anıldığı gibi
çeşitli Türk ve yabancı nişan ve savaş madalyaları aldı ve 16 Mart 1916'dan
geçerli olarak iki yıl kıdem zammı verildi.
10 Aralık 1915’te rahatsızlığı nedeni ile hava değişimi alarak Anafartalar Grup
Komutanlığından ayrıldı. 27 Ocak 1916’da Karargahı Edirne’de olan ve 25 Kasım
1915’te Diyarbakır’a nakledilen 16. Kolordunun Komutanı olarak görevlendirildi.
Birlikleri ile yönettiği Bitlis muharebelerinde Ruslara ağır kayıplar verdiği gibi
4. Rus Kolordosunu çekilmek zorunda bıraktı. Bu bölgedeki muharebelerde gösterdiği
yararlılık üzerine yeniden Türk ve yabancı nişan ve madalyalarla ödüllendirildiği
gibi bir yıl daha kıdem zammı alarak 1 Nisan 1916’da Mirliva (Tümgeneral) 'lığa
yükseltildi. 25 Kasım 1916’da bir süre izinle ayrılan 2. Ordu Komutanına vekalet
etti. 7 Mart 1917’de bu göreve asil olarak atandı. 11 Mart’ta İngilizlerin
Bağdat’ı ele geçirmeleri üzerine Bağdat’ı geri almak üzere teşkil edilen
"Yıldırım Orduları Grubu" içinde yer alacak 7. Ordu Komutanı olarak görev
yapması uygun görülmekle 5 Temmuz 1917’de bu göreve getirildi. Ancak uygulanacak
plan ve hedef konusunda Başkomutanlık ile ayrılığa düştü. 11 Ekim 1917’de izin
alarak İstanbul’a gitti.
20 Aralık 1917'de, Veliaht Vahdettin'in Almanya gezisinde refakatinde bulunarak savaşı
sevk ve idare eden Alman Komutanları ile tanıştı. Almanya dönüşünden sonra 13
Mayıs 1918’de tedavi için Avusturya’ya gitti. Karlsbad Kaplıcalarında dinlendiği
sırada Padişah Vahdettin tarafından İstanbul'a çağrılarak 11 Ağustos 1918’de
ikinci kez 7. Ordu komutanlığına atandı. Süregelen muharebelerde 19 Eylül'de
başlayan İngiliz saldırısında 8. Ordunun bozguna uğraması karşısında ordusunu
Şeria Nehri'nin doğusuna geçirerek Şam yönüne çekmeyi başardı. Bu başarasından
23 Eylül 1918’de Padişah tarafından "Fahri Yaverlik" ünvanı verildi.
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesinin imzalanması ile savaşın sona ermesi üzerine 7.
Ordu Komutanlığı uhdesinde olarak Yıldırım Ordular Grup Komutanlığını Liman Von
Sanders Paşa’dan devraldı. Mütarekeye rağmen aldığı önlemlerle ordunun ayakta
durmasını sağladı. 7 Kasım 1918’de Ordular Grubu ve 7. Ordunun Padişah tarafından
lağvedildiği ve kendisinin de Harbiye Nezareti emrine verildiği bildirilmekle 10
Kasım’da Adana’dan ayrılarak 13 Kasım’da İstanbul’ geldi. İstanbul’da
kaldığı altı ay süre içinde başta Padişah ve devlet erkanı olmak üzere çeşitli
kesimden aydınlar ve gazetecilerle yaptığı konuşmalarda yurdun içindeki koşullar ve
kurtuluş üzerinde fikir alışverişi yaptığı gibi asker ve sivil yakın çalışma
arkadaşlarına geleceğe dönük düşüncelerini anlattı, kararlar aldı.
İstanbul’daki direniş hareketlerini teşvik etti, destekledi. Güvendiği Ali Fuat
Paşa, Kazım Karabekir Paşa gibi Komutanların yurdun önemli bölgelerine Kolordu
Komutanı olarak atanmalarını sağladı. Başlatacağı kurtuluş hareketi için ortam
hazırladı.
Bu faaliyetlerden ürken Sadrazam Ferit Paşa tarafından İstanbul’dan
uzaklaştırılması kararı alınması üzerine 29 Nisan 1919’da Harbiye Nazırı
Şakir Paşa tarafından çağrılarak, "Türklerin Rumlara yaptığı baskıyı
yerinde incelemek ve önlemek üzere Karadeniz Bölgesine müfettiş olarak
gönderilmesi" kararlaştırıldığını bildirdi. 9. Ordu Kıtaatı
Müfettişliğine atanması hakkındaki karar 30 Nisan’da Vahdettin tarafından onandı.
Ayrıca kendisi tarafından yapılacak tebligatı, emri altında bulunacak olan vilayet
mülki memurlarının icra etmelerinin ilgililere bildirilmesi önerildi. 6 Mayıs’ta,
görev ve yetkilerini belirten yazılı talimatı alarak 15 Mayıs’ta Karargahı ile
birlikte Bandırma vapuruyla İstanbul’dan ayrıldı.
19 Mayıs 1919’da Samsun’da karaya çıkarak Müfettişlik görevine başladı. 20
Mayıs’ta Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya bir telgraf çekerek İzmir’in Yunanlılar
tarafından işgalini protesto etti ve "ne millet ve ne de ordu mevcudiyetine karşı
yapılan bu haksız tecavüzü kabul etmeyecektir" diyerek ulusal kurtuluş
mücadelesinin ilk işaretini verdi. 25 Mayıs’ta karargahını geçici olarak
Samsun’dan Havza’ya nakletti. İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgali üzerine valiler,
bağımsız mutasarrıflar ve komutanlardan vatanın bütünlüğünün korunması için
işgallerin etkili bir şekilde protesto edilmesini istedi. 12 Haziran’da karagahı ile
birlikte Havza’dan Amasya’ya geldi. 15 Haziran’da "9. Ordu Kıtaatı
Müfettişliği" ünvanı "3 üncü Ordu Müfettişliği"ne
dönüştürüldü. 21/22 Haziran’da "Amasya Genelgesi" olarak anılan ve
Amasya’ya gelen Ali Fuat Paşa (CEBESOY), Rauf Bey (ORBAY) ve Refet Bey (BELE) nin de
imza ettiği tamimi Anadolu’da ki mülki ve askeri makamlara gönderdi. Genelgede
"Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin
bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." denilerek
Sivas’ta toplanacak milli bir kongre için her livadan seçilecek üç temsilcinin
gönderilmesi istenmekte idi. Bu davranışı üzerine 23 Haziran’da Vükela Meclisince
görevinden azledildi ve bu şekilde hiçbir resmi sıfatı kalmamış olduğundan
emirlerinin dinlenilmemesi Dahiliye Nezareti tarafından Valiliklere bildirildi.
26 Haziran 1919’da Amasya’dan ayrılarak Tokat-Sivas-Erzincan’dan geçmek suretiyle
3 Temmuz’da Erzurum’a geldi. 9 Temmuzda Padişaha resmi görevi ile birlikte
askerlikten ayrıldığını bildirdi. Orduya, vilayetlere millete hitaben kaleme
aldığı genelge ile "Bundan sonra mukaddez milli gayemiz için her türlü
fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette bir ferd-i mücahit suretiyle bulunmakta
olduğunu" ilan etti. 10 Temmuz’da yapılan çağrıyı kabul ederek "Vilayeti
Şarkiye Müdafaayı Hukuku Milliye Cemiyeti"nin Erzurum Şubesi başkanlığını
üstlendi. 23 Temmuz’da toplanan "Erzurum Kongresi" ne başkan seçildi.
Kongre, çalışmalarını 7 Ağustos’ta tamamlayarak "Vatanın ulusal sınırlar
içinde bir bütün olduğu, hükümet dağılırsa milletin hep birlikte düşmana
karşı koyacağı, himaye ve esaret kabul etmeyeceği" yolundaki kararlarını 10
maddelik bir bildiri halinde yayınlandı ve ayrıca yönetimi ele alacak bir "Heyeti
Temsiliye" seçti. 9 Ağustos’ta Padişah iradesiyle askerlikten çıkarılması,
haiz olduğu nişanların geri alınması ve fahri yaverlik rütbesinin kaldırılması
kararlaştırıldı.
29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan ayrılarak Sivas’a geldi. 4 Eylül’de, yurdun
çeşitli yerlerinden gelen temsilcilerin katılmalarıyla Sivas Kongresini açtı ve
başkanlığa seçildi. Kongrede, Şarki Anadolu Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Nizamnamasinde
bazı değişiklikler yapılarak adı "Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk
Cemiyeti" olarak değiştirildi. Bu şekilde çeşitli adlar altındaki direniş
örgütleri birleştirildi. İç ve dış çeşitli konular görüşülüp tartışılarak
milli Mücadelenin ilkeleri saptandı. 11 Eylüldeki son toplantıda, alınan kararları
içeren "Umumi Kongre Beyannamesi" kabul edildi ve "Heyeti Temsiliye"
seçimi yapıldı.
13 Ekim 1919’da yurdun hemen her yöresinde kurulan Müdafaayı Hukuk Teşkilatına bir
genelge göndererek "Milli mevcudiyetimizi dost ve düşman nazarında ızhar ve
ishat eden teşkilatın nizamname gereğince birbirleri ve merkezle sıkı bağlar
kurması milli ve vatani bir görev olduğunu" bildirdi.
20 Ekim 1919’da Heyeti Temsiliye Üyeleri Rauf, Kara Vasıf ve Bekir Sami Bey’lerle
Amasya’ya gelerek İstanbul’dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa ile görüştü. 22
Ekim’de sona eren görüşmeler sonucu beş protokol imzalandı ise de sonraki
gelişmeler beklenen sonucu vermedi.
7 Kasım 1919’da Osmanlı Mebusan Meclisinin son dönemi için yapılan seçimlerde
Erzurum’dan milletvekili seçildi ise de hastalığı nedeni ile hareketine imkan
olmadığını bildirerek katılmadı. Bu konudaki telgrafı 23 Şubat 1920 birleşiminde
okundu ve izinli sayıldı. Gerçekte, bu meclisin nasıl olsa dağıtılacağını
düşünerek Başkan seçilmesini istemiş, bu sıfatla Meclisi Anadolu’da bir yerde
toplamayı düşünmüştü. 16 Kasım’da Heyeti Temsiliye, bazı komutanların da
katıldığı toplantısında ordunun ihtiyaçları, savaşın yönetimi Meclisin
toplanması ve genel durumu görüşerek önemli kararlar aldı. Heyeti Temsiliye
Üyelerinden bir kısmı ile 19 Aralık’ta Sivas’tan ayrılarak 27 Aralık'ta
Ankara’ya geldi ve törenle karşılandı. Heyeti Temsiliye Merkezinin bundan böyle
Ankara olduğu bir genelge ile ilgili yerlere bildirildi.
29 Aralık 1919’da, hakkındaki 9 Ağustos 1919 tarihli Heyeti Vükela Kararı,
askerlikten istifa etmiş olduğunun kabulü ile nişan ve madalyalarının geri verilmesi
şeklinde değiştirildi ve karar 4 Şubat 1920’de Padişah tarafından onandı.
Mebusan Meclisine katılmak üzere İstanbul’a giden bir kısım milletvekilleri ile
temastan önce hazırladığı ve kendilerine telkin ettiği "Misakı Milli", 28
Ocak 1920’de Mebusan Meclisi tarafından kabul edildi. Bu Misak, Kurtuluş
mücadelesinin temel ilkelerinden biri oldu.
16 Mart 1920’de İtilaf Devletlerinin İstanbul’u işgali nedeniyle yabancı devlet
tamsilcilerine, Dışişleri Bakanlıklarına ve Mebusan Meclislerine birer telgraf
göndererek işgali protesto etti ve ayrıca millete hitaben yayımladığı bildiri ile
bu işgal sonucu Türk milletinin medeni kabiliyetinin hayat ve bağımsızlık hakkının
ve geleceğinin savunmasına davet edildiğini belirtti.
19 Mart 1920’de, millet işlerini yönetmek ve denetlemek üzere Ankara’da
olağanüstü yetkiye sahip bir Meclisin toplanması için acele seçim yapılmasını
Valiler, bağımsız mutasarrıflar ve komutanlara bildirdi. Bu Meclise vilayet ve
livalardan seçilecek milletvekillerinin yanında kapatılan Mebusan Meclisi son dönem
üyelerinden geleceklerin de katılması kararlaştırıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de bir konuşması ile açıldı. 24
Nisan’daki birleşimde, mütarekeden Meclisin açıldığı güne kadar geçen iç ve
dış olayları özetleyen bir konuşma yaptı. Devlet görevi ve sorumluluğunun Heyeti
Temsiliye’den alınması ve Meclisin memleketin geleceğine el koymasını isteyerek
hükümet teşkili için bir de önerge verdi. Aynı gün yapılan seçimde TBMM Başkanı
oldu. 2 Mayıs 1920’de kabul edilen Kanuna göre 3 Mayıs’ta Meclise seçilen İcra
Vekilleri Heyetinin 5 Mayıs’taki ilk toplantısına başkanlık etti. 11 Mayıs’ta
İstanbul 1. Örfi Divanı Harbi tarafından "Kuvayi Milliye unvanı altında
çıkardıkları fitne ve fesadın ve Kanunu Esasi hilafında ahaliden cebren para
toplamak ve askere almak, hilafında hareket edenlere işkence ve ezaya ve tahrib-i bilada
cür’et eylemek suretiyle emniyeti dahiliyeyi ihlal eyleyenlerin mürettip ve
müşevviklerinden olduğu" iddiasıyla Ali Fuat Paşa (CEBESOY) nın dahil olduğu
(6) kişi arasında idam cezasına mahkum edildi. Bu hüküm, ele geçtiğinde tekrar
yargılamak üzere 24 Mayıs’ta Padişah tarafından onandı.
TBMM’nin çalışmaya başladığı dönemde süregelen ve yenileri ortaya çıkan iç
ayaklanmaların yanında Batı Anadolu topraklarında ilerleyen Yunanlılar ve Antep
Cephesinde Fransızlara karşı türlü imkansızlıklar içinde Devlet, Hükümet ve
Meclis Başkanı olarak etkili önlemler alıp, ordunun düzenli bir hale gelmesini
sağladı. Bu şekilde 11 Ocak 1921 ve 11 Nisan 1921’de I. ve II. İnönü Zaferleri ile
Yunan saldırısı durduruldu ve geri çekilmesi gerçekleştirildi. Bu arada 13 Eylül
1920’de Meclise sunduğu "Halkçılık Programı"nın incelenmesi için özel
bir komisyon kuruldu. Sonuçta bu program ilk Anayasanın ilkelerini oluşturdu ve 20 Ocak
1921’de 85 sayılı "Teşkilatı Esasiye Kanunu" olarak kabul edildi.
İstanbul Hükümetinde yer alan Asker Nazırların yaklaşımı ile Ankara Hükümeti ile
yeni bir temas süreci aranması nedeniyle 4 Aralık 1920’de Bilecik’te Ahmet İzzet
ve Salih Paşa’ların içinde bulunduğu İstanbul Heyeti ile ikinci kez bir görüşme
yaptı. Ancak anlaşma olmadı.
10 Mayıs 1921’de TBMM içinde Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Grubunu kurdu, ertesi
günü yapılan seçimde Başkanlığa seçildi.
10 Temmuz 1921’de yeniden başlayan ve iki hafta devam eden Yunan saldırısında
önemli kayıplara uğranılması TBMM’de ve kamuoyunda ciddi tepkilere neden omasına
rağmen, vakit kazanmak için izlenmekte olan stratejik savunma planını uygulamayı
sürdürdü. 5 Ağustos 1921’de "Ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette
tezyit ve sevk ve idaresini bir kat daha tarsin hususunda TBMM’nin buna müteallik
selahiyetini Meclis namına, fiilen istimale mezun" olarak 144 sayılı Kanunla
Başkomutan seçildi. 7 ve 8 Ağusto’ta yayımladığı 10 "Tekalifi Milliye"
emirleri ile savaşan ordunun ihtiyaçlarını sağlama yoluna gitti.
13 Ağustos’ta başlayan Sakarya muharebesi "Hattı müdafaa yoktur, sathı
müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı,
vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terkolunamaz..." emri ile 22 gün ve gece devam
eden muharebeler sonunda Sakarya Zaferi gerçekleşti. 19 Eylül 1921’de TBMM 153
sayılı Kanunla "Gazi" unvanı ve "Müşir" (Mareşal) rütbesi
verdi. Bu zaferi 20 Ekim 1921’de Fransa ile yapılan ve güney sınırlarımızı
güvenceye alan "Ankara Andlaşması" izledi. Daha önce 2 Aralık 1922’deki
"Gümrü" ve 16 Mart 1921’de "Moskova" Andlaşmaları ile Doğu
cephesindeki savaşlar sona erdirilmişti.
Üç ay süre ile sınırlı olan Başkomutanlık Kanunu, 229, 189 ve 160 sayılı
Kanunlarla üçer ay daha uzatıldı. 20 Temmuz 1922’de 245 sayılı Kanunla da süresiz
olarak Başkomutanlığa memur edildi. Bir yıl süren hazırlık döneminden sonra 26
Ağustos 1922’de Afyon Cephesinde Büyük Taarruzu başlattı. Dört gün devam eden
muharebeler sonunda 30 Ağustos’taki bizzat yönettiği Başkomutan (Dumlupınar) meydan
muharebesi ile Yunan ordusu sarılarak imha edildi. "Ordular, ilk hedefiniz
Akdenizdir. İleri" komutası ile düşman İzmir istikametinde takip edilerek 9
Eylülde İzmir’e girildi. 10 Eylül’de İzmir Hemşehriliğine seçildi. 11 Ekim
1922’de imzalanan Mudanya mütarekesi ile yıllardır süregelen savaş sona erdi.
Sadrazam Tevfik Paşa’nın yakında toplanacak Barış Konferansına Babıali ve Ankara
heyetlerinin bir arada katılmasının uygun olacağını bildiren telgrafları, 30 Ekim
1922’de başkanlığında toplanan TBMM’de okunarak açılan görüşmede Sadrazamın,
oğlu ile şahsına gönderdiği 17 Eylül 1922 tarihli mektuba "Teşkilatı Esasiye
Kanunu ile şekil ve mahiyeti taayyün eden Türkiye Devletinin tarihi teessüsünden beri
Türkiye mukadderatına vazıülyed ve bundan mesul yalnız ve ancak Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hükümeti olduğu, cihanca malum ve hadisatı fiiliye ve muamelatı
siyasiye ile müeyyet bulunmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının ihraz
eylediği muzafferiyeti katiyenin neticesi tabiiyesi olmak üzere vukuu kabil olan
konferansta Türkiye yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti
tarafından temsil olunur..." şeklinde cevap verdiğini ifade etti. Bu mektuptan
ayrı olarak, Sadrazamın TBMM Başkanlığına gönderdiği aynı konuyu içeren
telgrafının okunmasından sonra söz alan milletvekilleri, ifade ettiği cevap
doğrultusunda konuşma yapmalarını müteakip, Başkan olarak verilen önergeleri oya
koydu ve Rıza Nur Bey (Sinop) ve 80 arkadaşının "Osmanlı İmparatorluğuna son
verilip Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin onun yerine geçtiğine, Teşkilatı
Esasiye Kanunu ile egemenlik hakkı millette olduğundan İstanbul’daki Padişahlığın
yok sayıldığına İstanbul’da meşru bir hükümet tanınmadığına ve Hilafet
Makamının esir bulunduğu Yabancılar elinden kurtaılmasına" dair önerisi ad
okunarak (2) red, (2) çekimser oya karşı (132) oyla kabul edildi. Ayrıca Barış
Konferansına temsilci gönderilmesi konusunda telgraf yazanlarla mensup olduğu heyet
Padişah haklarında kanuni işlem yapılmasına karar verildi. 1/2 Kasım 1922’de
verilen 308 sayılı kararla da, TBMM’nin egemenlik hakkının gerçek temsilcisi
olduğu, Misakı Milli sınırları içinde TBMM Hükümetinden başka bir hükümet
şekli tanımadığı, Türkiye halkının kişi egemenliğine dayanan İstanbul
Hükümetini 16 Mart 1920’den itibaren ve sonsuza dek tarihe intikal etmiş
saydığını ilan etti. 4 Kasım’da Tevfik Paşa kabinesi görevden çekildi.
İstanbul’un idaresine el konuldu. 18 Kasım’da Vahdettin’den hilafet alınarak
Halifeliğe Abdülmecit Efendi seçildi.
22 Kasım 1922’de Lozan’da çalışmalarına başlayan Lozan Barış Konferansı arada
bir kesinti ile devam ederek 24 Temmuz 1923’te Bağımsız Türkiye Devletinin
tanınması ile sona erdi. Bu arada 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan
"İktisat Kongresi"ni bir konuşma ile açtı. Konumasında. "Siyasi ve
Askeri başarılar ne kadar büyük olursa olsunlar iktisadi başarılarla
taçlandırılmazlarsa kazanılan zaferlerin sürekli olmayacağını, az zamanda
söneceğini" vurguladı. TBMM, 1 Nisan 1923’de seçimin yenilenmesine karar
vererek 16 Nisan’da çalışmalarını sona erdirdi.
II. Dönem için yapılan seçimlerde yeniden Ankara Milletvekili oldu. TBMM 11
Ağustos'ta çalışmalarına başlaması ile 13 Ağustos’ta yapılan seçimde tekrar
başkanlığa seçildi. Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Grubunun bir partiye
dönüştürülmesi konusunda 9 Ağustos'ta başlayan çalışmalar sonucunda "Halk
Fırkası" kuruldu. 11 Eylül'de Genel Başkanı oldu. 2 Ekim'de İstanbul’daki
İtilaf Devletleri askerlerinin ayrılmaları ile 6 Ekim'de Türk Birlikleri İstanbul’
girdi. 13 Ekim 1923’te TBMM’ce kabul edilen (27) sayılı kararla Ankara’nın
Türkiye Devletinin merkezi olması kabul edildi.
27 Ekim 1923’te İcra Vekilleri Heyeti Reisi Ali Fethi Bey’in görevinden istifası
bir hükümet bunalımına yol açmakla 28 Ekim akşamı Çankaya Köşküne
çağırdığı arkadaşlarına "Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz" dedi. Aynı
gece İsmet Paşa ile birlikte hazırladıkları Teşkilatı Esasiye Kanunu değişikliği
29 Ekimde Halk Fırkası Genel Kurulunda kabul edilerek TBMM’ne gönderildi. Kanun
teklifi ivedi görüşülerek (364) sayı ile kanunlaştı ve Cumhuriyet ilan edildi.
Gizli oyla yapılan seçimde mevcut (158) üyenin oy birliği ile Cumhurbaşkanı oldu.
19 Kasımda, Halk Fırkası Genel Başkanlığı ile fiilen uğraşmaya bugünkü görevi
el vermediğinden İsmet Paşa’yı Vekil olarak atadı. 21 Kasımda TBMM’nce asker ve
sivil (25) kişi arasında kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası ile
ödüllendirilmesi kararlaştırıldı.
1 Mart 1924’te TBMM’nin II nci Dönem İkinci Toplantı yılını açış
konuşmasında "İslam Dinini, asırlardan beri alışılageldiği şekilde bir
siyaset aracı olmaktan uzaklaştırmak ve yüceltmek gerek olduğu"na işaret etti.
Bu direktifin ışığı altında hazırlanan ve TBMM’nce kabul olunan 3 Mart 1924 tarih
ve 429, 430 ve 431 saylı kanunlarla Şer’iye Vekaleti kaldırılarak Diyanet İşleri
Başkanlığı kuruldu. Bütün öğretim ve eğitim kurumları ve medreseler Maarif
Vekaletine bağlandı. Hilafet kaldırılarak Osmanlı Hanedanı üyeleri yurt dışına
çıkarıldı. 8 Nisanda 469 sayılı Kanunla Şer’iye Mahkemeleri kaldırıldı.
20 Nisan 1924’te Cumhuriyetin yeni Anayasası kabul edildi. 26 Ağustos’ta Türkiye
İş Bankası'nı kurdurdu. 12-20 Eylül arası Hamidiye Kruvazörü ile yaptığı
Karadeniz gezisi sonunda 20 Eylül’de Hamidiye’den ayrılırken Şeref Defterine
yazdığı "Hudutların mühim ve büyük kısmı deniz olan Türk Devletinin
donanması da mühim ve büyük olmak gerekir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve
emin olacaktır. Mükemmel ve kadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir."
yazıları ile Cumhuriyet Donanmasının kuruluşunu başlattı. 29 Aralık 1924’te 539
sayılı Kanunla "Bahriye Vekaleti" kuruldu.
10 Kasım 1924’te Halk Fırkası "Cumhuriyet Halk Fırkası" adını aldı. 16
Şubat 1925’te, 29 Ocak 1923’te evlenmiş olduğu Latife (Uşakizade) Hanımdan
ayrıldı. 23 Ağustos'ta ilk kez başında bir panama şapkası olduğu halde otomobille
Ankara’dan hareketle Çankırı’ya uğrayarak Kastomonu’ya geldi. 25 Ağustosta
İnebolu’ya geçerek Türkocağında, Türk Milletinin medeni kıyafeti içinde
şapkanın yer alması lüzumuna işaret etti. 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı
Kanunla Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılması ve Türbedarlıklar ile bir takım
ünvanların kaldırılması kararlaştırıldı. Bu arada 15 Eylül 1925'te, Ankara Hukuk
Mektebi Öğretim Kurulu, kendisine "Öğretim Kurulu Fahri Başkanlığı"nı
tevcih etti. 26 Aralık 1925’te 697 ve 698 sayılı kanunlarla, günün 24 saate taksimi
miladi tarihi esas alan uluslararası takvim kabul edilerek batıya dönük yeni bir
aşama kaydedildi.
17 Şubat 1926’da Medeni Kanun, 1 Martta Türk Ceza Kanunu, 3 Martta Hakimler Kanunu, 22
Nisanda Borçlar Kanunu, 29 Mayısta Türk Ticaret Kanunu kabul edilerek adalet reformunda
önemli ileri adımlar atıldı.
14 Haziran da İzmir’de kendisine hazırlanan bir suikast girişimi meydana
çıkarıldı. Eski Rize Mebusu Ziya Hurşit ve arkadaşlarının düzenlediği ve
kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına mensup milletvekilleri ve paşaların da
katıldıkları iddia edilen girişimde sanık görülenlerin tutuklanarak İzmir’e
gelen Ankara İstiklal Mahkemesinde yapılan yargılanmaları sonunda suçlu görülen
(13) kişi, 13 Temmuz'da idama mahkum edildi. Bir kısım sanıklar da Ankara’da
yargılanarak (4) ü 26 Ağustos'ta idam cezasına hüküm giydi.
26 Haziran 1927’de yeni seçim kararı alan TBMM, bu tarihte çalışmalarına son
verdi. III. Dönem için Eylül 1927’de yapılan seçimde tekrar Ankara milletvekili
oldu. 15 Ekim’de toplanan CHP II. Büyük kongresinde toplam (36) saat (33) dakika
süren Büyük Nutku’nu 20 Ekim’de tamamladı. 1 Kasımda III. Dönem
çalışmalarına başlayan TBMM’nce ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçildi.
TBMM, 10 Nisan 1928’de yaptığı bir Anayasa değişikliği ile Teşkilatı Esasiye
Kanunun 2. maddesindeki "Türkiye Devletinin dini, din-i İslamdır." fıkrası
ile, 26. Maddesindeki "ahkamı Şer’iyenin Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından yürütüleceğini belirleyen cümleyi kaldırdı ve ayrıca Cumhurbaşkanı
ve milletvekillerinin yemin metinleri de değiştirilerek namus üzerine and içilmesi
kabul olundu."
20 Mayıs 1928’de Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapan Afganistan Kralı Amanuallah Han
ve eşi ile beraber oldu. Aynı gün TBMM, 1288 sayılı kanun olarak Ulusklararası
rakamların kullanılması zorunluluğunu kabul etti. 9/10 Ağustosta İstanbul Sarayburnu
Parkında CHP İstanbul Teşkilatı tarafından düzenlenen açık hava toplantısında
yeni Türk Harfleri hakkında halkı aydınlatıcı bir konuşma yaparak "Asırlardan
beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak, anlaşılmayan ve
anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz" dedi. 25
Ağustosta Dolmabahçe Sarayında huzurlarında toplanan konferansta yeni Türk Harfleri
konuşuldu. Katıldığı bu tartışmalı konferans 29 Ağustosta da devam etti. 1 Kasım
1928’de III. Dönemin 2. toplantı yılının ilk gününde "Türk Harflerinin
Kabul ve Tatbiki" hakkındaki Kanun TBMM’ce kabul edilerek harf devrimi
gerçekleştirildi. TBMM, milletin bu konudaki şükran anısı olarak kendisine altın
levha üzerinde kabartma bir alfabe sunulmasını kararlaştırdı. 8 kasımda, Millet
Mektepleri Genel Başkanlığı ve Başöğretmenliği önerisini kabul etti.
23 Nisan 1929’da 23 Nisan gününün "Çocuk Bayramı" olarak kutlanması
kabul edilerek, gece, Ankara Palasta verilen çocuk balosunu onurlandırdı.
3 Nisan 1930’da yerel seçimlerde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan 1580
sayılı Belediye Kanunu, TBMM’de kabul edildi. 27 Nisan’da Ankara’da toplanan
Türkocakları VI. Kurultayında Türk tarihi ve medeniyetini bilimsel olarak incelemek
üzere "Türk Tarihi Tetkik Heyeti" oluşturuldu. 9 Ağustosta Paris
Büyükelçiliğinden istifa ederek yeni bir siyasi Parti kurmak istediğini bildiren Ali
Fethi Bey’e yazdığı mektupta "Laik Cumhuriyet esaslarına dayanan yeni bir
partinin faaliyete geçerek millet işlerini serbestçe tartışmasını cumhuriyetin
esaslarından saydığını" bildirdi. 12 Ağustosta "Serbest Cumhuriyet
Fırkası" kuruldu. 25 Eylülde ömür boyu Cumhurbaşkanlığı önerildiği
şayialarının basında yer alması üzerine gazetecilere "siz ve kamuoyu
bilmelisiniz ki bu yoldaki öneriler hoşuma gitmemiştir ve gitmez" dedi. 23
Aralıkta Menemen’de meydana gelen gericilik olayında yedek subay öğretmen
Kubilay’ın şehit edilmesi üzerine 28 Aralık’ta orduya gönderildiği
başsağlığı mektubunda "Büyük Ordunun Kahraman Genç Subayı ve Cumhuriyetin
mefküreci muallimi heyetinin kıymetli uzvu Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet
hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olduğunu" bildirdi.
3 Mart 1931’de CHP Meclis Grup Başkanlığına, milletvekili seçiminin yenilenmesi
uygun olacağını bildirmesi üzerine 5 Mart'ta TBMM’nde bu şekilde karar alındı. 24
Nisan 1931’de yapılan IV. Dönem genel seçimlerinde tekrar Ankara’dan milletvekili
olarak 4 Mayıstaki olağanüstü toplantıda yeniden Cumhurbaşkanlığına seçildi.
2 Temmuz 1932’de I. Türk Tarih Kongresi, huzurları ile Ankara’da toplandı. 12
Temmuzda "Türk Dili Tetkik Cemiyeti" kuruldu. 26 Eylülde I. Türk Dili
Kurultayı başkanlığında Dolmabahçe Sarayında çalışmalarına başladı. Zaman
zaman toplantılara başkanlık ederek arı dil akımını ilgi ile izledi. 26 Eylül
tarihi de 1933 yılından itibaren dil bayramı olarak kutlandı.
1 Şubat 1933’de, Bursa’da ezan ve kamet’in Türkçe okunuşuna karşı gerici bir
hareketin baş göstermesi üzerine 6 Şubatta Anadolu Ajansına verdiği demeçte
"Olaya özellikle dikkatimizi çevirmemizin nedeni, dini siyaset ve herhangi bir
tahrike vesile etmeğe asla müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşılmasıdır.
Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kesin olarak bilinmelidir ki Türk
milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır"
dedi. 7 Şubattan itibaren İstanbul’daki bütün camilerde ezan ve kamet Türkçe
okunmaya başlandı.
29 Ekim 1933’te Cumhuriyetin 10. Yıldönümü münasebetiyle "Ne Mutlu Türküm
Diyene !" sözcüğü ile biten ünlü söylevi ile Türk milletine seslendi. 4
Kasım’da Selanik’te doğduğu eve Yunan Hükümeti bir anı levhası koydu.
16 Haziran 1934’te Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapan İran Şahı Rıza Pehlevi’yi
karşıladı ve 2 Temmuz'a kadar zaman zaman birlikte oldu.
21 Haziran'da TBMM’nde "Soyadı Kanunu" kabul edildi. İsmet Paşa ve
arkadaşları tarafından verilen önerge 24 Kasımda 2587 sayılı Kanun olarak kabul
edilerek ATATÜRK soyadını aldı. Ertesi günü de İsmet Paşa’ya İNÖNÜ soyadını
verdi. Ayrıca milli mücadele ve sonrasında birlikte çalıştığı arkadaşlarını
verdiği soyadları ile onurlandırdı. 26 Kasım'da "Efendi, Bey, Paşa gibi Unvan
ve Lakapların Kaldırıldığına dair" 2590 sayılı Kanun kabul edildi. 3
Aralık'ta da "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair" 2596 sayılı Kanunla
din adamlarının mabet ve ayinler dışında dini kıyafetlerini giymeleri yasaklandı.
5 Aralıkta Teşkilatı Esasiye Kanunun 10. ve 11. maddeleri değiştirilmek suretiyle
Türk kadınlarına milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.
8 Şubat 1935’te yapılan V. Dönem milletvekilleri genel seçimlerinde yeniden Ankara
milletvekili oldu. 1 Martta çalışmalarına başlayan TBMM’nce dördüncü kez
Cumhurbaşkanlığına seçildi.
9 Mayısta CHP IV. Büyük Kurultayını açış konuşmasında "Uçurum kenarında
yıkık bir ülke... türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar yıllarca süren savaş...
ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet
ve bunları başarmak için arasız devrimler..." İşte Türk genel devriminin bir
kısa ifadesi diyerek gerçekleştirilen büyük işlerin özet bir dökümünü yaptı.
27 Mayısta kabul eidlen 2739 sayılı Kanunla ulusal bayram ve genel tatil günleri
yeniden saptandı ve hafta tatili, Cumartesi günü saat 13:00’te başlamak üzere Pazar
günü oldu.
Ekimde, Suriye’de bulunan Çerkez Edhem ve Kardeşi Reşit’in hazırlattığı
anlaşılan bir suikast girişimi meydana çıkarıldı. Girişim ile ilgili görülen
Urfa Milletvekili Ali Saip URSAVAŞ’ın da dahil bulunduğu sekiz sanığın 4 Ocak
1936’da Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan yargılanmaları 17 Şubat'ta delil
yetersizliğinden beraat kararı ile sonuçlandı. Olayın 21 Ekimde öğrenilmesi halkın
büyük tepkisine yol açtı. Yurdun her tarafında kınama toplantıları yapıldı.
20 Temmuz 1936’da Boğazların Türk Hükümeti'nin egemenliğini belgeleyen
"Montreux Andlaşması" nın imzalanması münasebetiyle 31 Temmuz'da TBMM
minnet ve teşekkürlerinin kendisine iletilmesini kararlaştırdı.
4 Eylül'de İstanbul’a özel olarak bir ziyaret yapan İngiltere Kralı VIII.
Edward’ı karşıladı. Birlikte 6 Eylül'de Moda’da yapılan deniz yarışlarını
izledi.
27 Ocak 1937’de, Milletler Cemiyeti tarafından Hatay’ın bağımsızlığı kabul
edilmesi üzere TBMM, 29 Ocakta aldığı bir kararla, insanlık yolunda milli bir davayı
neticeye yaklaştırmaya yönelik gayretlerinden dolayı kendisine teşekkür etti.
5 Şubatta 3115 sayılı Kanunla yapılan bir Anayasa değişikliği ile CHP’nin altı
ok ilkesi Anayasa metnine alınarak Türkiye Devletinin Cumhuriyetçi, Milliyetçi,
Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçı olduğu vurgulandı.
12 Şubatta Selanik Belediyesi aldığı bir kararla, doğduğu evi sahibinden satın
alarak emrine tahsis etti.
11 Haziran 1937’de Trabzon’da bulunduğu sırada Başbakan İnönü’ye bir telgraf
çekerek "Bütün çiftlikleri ve mallarını millete bağışladığını"
bildirdi.
1 Kasım 1937’de TBMM’nin V. Dönem 3. toplantı yılında son kez yaptığı açış
konuşmasında. "Biz Türk Milletinin hadimiyiz... Kuvvet birdir ve
milletindir." diyerek ulusal egemenliğe inancını bir kez daha belirtti.
30 Mart 1938’de, rahatsızlığı nedeniyle Fransa’dan çağrılan Prof. Dr. Fissenger
tarafından muayenesi sonucuna dair ilk resmi rapor yayımlandı. Rapora ait resmi
tebliğde "Sıhhatde endişe verici bir durum olmadığı, ancak 1.5 ay kadar
dinlenmesi önerildiği" belirtildi. 26 Mayısta Ankara’dan son kez ayrılarak
İstanbul’a geldi ve çalışmalarını Dolmabahçe Sarayında sürdürdü.
19 Haziran'da İstanbul’da SAVARONA yatında Romanya Kralı Karl’ı kabul ederek bir
süre görüştü.
5 Eylülde el yazısı ile düzenlediği vasiyetnamesini Dolmabahçe Sarayına çağrılan
İstanbul 6. Noterine verdi.
26/27 Eylül gecesi Saray’da hafif bir koma geçirdi. 16 Ekimde ağır bir komaya girdi.
17 Ekimde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tebliğinde
"Karaciğer hastalığı normal seyrini takip ederken 16 Ekim 1938 günü birden bire
umumi bir zaaf ile birlikte hazmi bir asabi araz göstermeğe başladığı"
bildirildi. Hastalığın seyrine dair tebliğ yayımı 22 Ekime kadar devam etti ve her
gün sabah ve akşam iki tebliğ yayımlandı. 22 Ekim'de konsültasyon sonucu yayımlanan
son tebliğde "Hastalık normal seyrine avdet etmiştir. Günlük tebliğ neşrine
lüzum kalmamıştır." denildi.
29 Ekimde Cumhuriyetin 15. yıl dönümü münasebetiyle Orduya bir mesaj yayımladı. 1
Kasımda TBMM’nde V inci Dönemin IV. toplantı yılı açış konuşması Başbakan
Celal Bayar tarafından okundu.
8 Kasımda ikinci kez ağır komaya girdi. Yayımlanan tebliğde "Bugün saat
18:30’da hastalık birdenbire normal seyrinden çıkarak şiddetlenmiş ve sıhhi
vaziyetleri yeniden ciddiyet kazanmış olduğu" belirtildi. Ağır koma hali 9
Kasımda da devam etti.
10 Kasım 1938 günü saat 9:05’te Dolmabahçe Sarayında öldü. Bu kayıp Türk
milletini mateme boğduğu gibi bütün dünyada geniş yankılar uyandırdı. Türk
Bayrağına sarılı tabutu Sarayın tören salonunda katafalka konularak sekiz gün
halkın saygı geçişine açık tutuldu.
19 Kasımda top arabasına konulan tabut törenle Sarayburnu'na getirildi. Zafer Gemisi
ile İstanbul Limanını dolduran ve tören için gelen yabancı savaş gemilerinin
arasından geçirilerek Yavuz Gemisi'ne götürüldü.
20 Kasım sabahı saat 10:00’da başta Cumhurbaşkanı İsmet İnönü olmak üzere
bütün devlet büyükleri ve halk tarafından törenle karşılandı. Trenden alınarak
top arabasına konulan tabut törenle karşılandı. Trenden alınarak top arabasına
konulan tabut törenle TBMM’ne getirildi ve hazırlanan katafalk’a yerleştirildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve dost devletler tarafından gönderilen tören birliklerinin
saygı geçişinden sonra; halkın saygı geçişi 24 saat devam etti.
21 Kasımda Tabut katafalk’tan alınarak devlet töreni ile geçici kabir olarak
seçilen Etnografya Müzesinde mermer bir lahdin üzerine konuldu.
10 Kasım 1953’te devlet töreni ile Anıtkabir’e götürülerek toprağa verildi.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve Türk milletinin Atası olan ATATÜRK, gençlik
yıllarından itibaren kafasında oluşmaya başlayan ileri düşünceleri kısa zamanda
hayata geçirmeyi başaran müstesna bir lider ve devlet adamı olmanın ötesinde ortaya
koyduğu ilkeler, yıllar geçtikçe geçerliliği daha da değerlenen ve takdir kazanan
üstün bir fikir adamıdır. Özellikle son yıllarda uzun süre arkasından gidilen
ideojilerin çökmesi yanında, ilkelerinin bugün de dimdik ayakta kalması, iyiye,
doğruya ve güzele giden bir yolda evrensel büyüklüğünün yeni bir kanıtıdır.
19 Mayıs 1881’de Selanik’te doğdu. Vakıf İdaresinde Katiplik, Gümrük memurluğu
ve sonra kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi’nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini
Selanik Şemsi Efendi İptidai Mektebi, Askeri Rüştiye ve Manastır Askeri İdadisinde
tamamladıktan sonra 13 Mart 1899’da Harbiye mektebine girdi. 10 Şubat 1902’de Piyade
Teğmen rütbesiyle mezun olarak Erkanı Harbiye (Kurmay) sınıfına ayrıldı. Erkanı
Harbiye Mektebinde öğrenimde iken 10 Şubat 1903’te Üsteğmenliğe yükseltildi. 11
Ocak 1905’te Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun olarak staj için Şam’daki 5. Ordu
emrine verildi.
30. Süvari alayında görevlendirildi. Şam’da bulunduğu sürede arkadaşları Kurmay
Yüzbaşı Müfit (Özdeş), Lütfü, Dr. Mahmut ve Mustafa (Cantekin) ile "Vatan ve
Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Geçici görevle Selanik’te bulunduğu sırada
Cemiyetin Selanik’te açılan şubesi sonradan gizli "İttihat ve Terakki
Cemiyeti" ile birleşti. 20 Haziran 1907’de Kıdemli Yüzbaşı olarak 13 Ekim
1907’de Selanik’teki 3. Ordu emrine atandı. Bu dönemde ordunun politika ile ilgisini
kesmesi gerektiğini savunarak orduda yaptırdığı tatbikatlar, verdiği konferanslarla
dikkati çekti.
22 Haziran 1908’de Rumeli Şark Demiryolları Müfettişliğine getirildi. 13 Ocak
1909’da Ordu Redif Tümeni, kısa bir süre sonra da 17. Selanik Tümeni Kurmayında
görev aldı.
31 Mart (13 Nisan 1909) ayaklanmasını bastırmak için İstanbul’a gelen "Hareket
Ordusu"nun 1. Kademesinde Kurmay Başkanlığı yaptı. 5 Kasım 1909’da 3. Ordu
Karagahındaki eski görevine döndü. 6 Eylül 1910’da Subay Talimgahı Komutanı iken
Fransa Ordusunun yaptığı Picardi manevralarını izlemekle görevlendirildi. 15 Ocak
1911’de 5. Kolordu Kurmayına atandı. Kıdemli Yüzbaşı rütbesinde olmasına rağmen
38. Alay Komutanlığına getirildi. 13 Eylül 1911’de Genelkurmay’da görevli iken 27
Kasım 1911’de Binbaşılığa yükseltildi. İtalya ile savaşta Derne Bölgesindeki
kuvvetlerin komutanı olarak düşman saldırılarını durdurdu. Bingazi muharebelerinde
gösterdiği yararlık üzerine iki yıl kıdem zammı ve nişan ile ödüllendirildi.
24 Ekim 1912’de İstanbul’a dönüşünde süregelen Balkan Savaşında aktif bir
görev istemesi ile sonradan "Balayir Kolordusu" olarak anılan "Akdeniz
Boğazı Mürettep Kuvvetler Komutanlığı" Harekat Şubesi Müdürü ve bir süre
sonra da Kurmay Başkanı olarak görevlendirildi. Savaşın son aşamasında Edirne’nin
geri alınması ve savaşın daha az kayıpla sona erdirilmesinde etkili oldu.
27 ekim 1913’de Sofya Askeri Ataşeliğine atandı. 11 Ocak 1914’te Belgrad ve Çetine
(Karadağ) Askeri Ataşelikleri de ek görev olarak verildi. Bu arada Fransa
Cumhurbaşkanı tarafından Lejyondonör nişanı "Chevalier" rütbesiyle
ödüllendirildi. 1 Mart 1914’te Yarbay oldu.
1. Dünya Savaşının başlaması üzerine orduda bir görev verilmesi konusundaki
ısrarlı isteği ile 20 Ocak 1915’te Gelibolu’daki 19. Tümen Komutanlığına
atandı. Kuruluş aşamasında olan tümenin teşkilatını tamamlayarak o sırada
Kabatepe - Arıburun arasına çıkan ANZAK Kolordusu birliklerinin saldırılarını
durdurdu ve geri çekilmelerini sağladı. Bu başarısından dolayı 1 Haziran 1915’te
Albaylığa yükseltilerek 8 Ağustos’ta Anafartalar Grup Komutanlığına getirildi.
Conkbayırı Muharebelerinde bir düşman mermisinin saçtığı misket kalbinin üzerine
isabet etti ise de saatini parçalayarak hayatı kurtuldu. Çanakkale Muharebelerindeki
başarısı ile Kamuoyunda "Anafartalar Kahramanı" olarak anıldığı gibi
çeşitli Türk ve yabancı nişan ve savaş madalyaları aldı ve 16 Mart 1916'dan
geçerli olarak iki yıl kıdem zammı verildi.
10 Aralık 1915’te rahatsızlığı nedeni ile hava değişimi alarak Anafartalar Grup
Komutanlığından ayrıldı. 27 Ocak 1916’da Karargahı Edirne’de olan ve 25 Kasım
1915’te Diyarbakır’a nakledilen 16. Kolordunun Komutanı olarak görevlendirildi.
Birlikleri ile yönettiği Bitlis muharebelerinde Ruslara ağır kayıplar verdiği gibi
4. Rus Kolordosunu çekilmek zorunda bıraktı. Bu bölgedeki muharebelerde gösterdiği
yararlılık üzerine yeniden Türk ve yabancı nişan ve madalyalarla ödüllendirildiği
gibi bir yıl daha kıdem zammı alarak 1 Nisan 1916’da Mirliva (Tümgeneral) 'lığa
yükseltildi. 25 Kasım 1916’da bir süre izinle ayrılan 2. Ordu Komutanına vekalet
etti. 7 Mart 1917’de bu göreve asil olarak atandı. 11 Mart’ta İngilizlerin
Bağdat’ı ele geçirmeleri üzerine Bağdat’ı geri almak üzere teşkil edilen
"Yıldırım Orduları Grubu" içinde yer alacak 7. Ordu Komutanı olarak görev
yapması uygun görülmekle 5 Temmuz 1917’de bu göreve getirildi. Ancak uygulanacak
plan ve hedef konusunda Başkomutanlık ile ayrılığa düştü. 11 Ekim 1917’de izin
alarak İstanbul’a gitti.
20 Aralık 1917'de, Veliaht Vahdettin'in Almanya gezisinde refakatinde bulunarak savaşı
sevk ve idare eden Alman Komutanları ile tanıştı. Almanya dönüşünden sonra 13
Mayıs 1918’de tedavi için Avusturya’ya gitti. Karlsbad Kaplıcalarında dinlendiği
sırada Padişah Vahdettin tarafından İstanbul'a çağrılarak 11 Ağustos 1918’de
ikinci kez 7. Ordu komutanlığına atandı. Süregelen muharebelerde 19 Eylül'de
başlayan İngiliz saldırısında 8. Ordunun bozguna uğraması karşısında ordusunu
Şeria Nehri'nin doğusuna geçirerek Şam yönüne çekmeyi başardı. Bu başarasından
23 Eylül 1918’de Padişah tarafından "Fahri Yaverlik" ünvanı verildi.
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesinin imzalanması ile savaşın sona ermesi üzerine 7.
Ordu Komutanlığı uhdesinde olarak Yıldırım Ordular Grup Komutanlığını Liman Von
Sanders Paşa’dan devraldı. Mütarekeye rağmen aldığı önlemlerle ordunun ayakta
durmasını sağladı. 7 Kasım 1918’de Ordular Grubu ve 7. Ordunun Padişah tarafından
lağvedildiği ve kendisinin de Harbiye Nezareti emrine verildiği bildirilmekle 10
Kasım’da Adana’dan ayrılarak 13 Kasım’da İstanbul’ geldi. İstanbul’da
kaldığı altı ay süre içinde başta Padişah ve devlet erkanı olmak üzere çeşitli
kesimden aydınlar ve gazetecilerle yaptığı konuşmalarda yurdun içindeki koşullar ve
kurtuluş üzerinde fikir alışverişi yaptığı gibi asker ve sivil yakın çalışma
arkadaşlarına geleceğe dönük düşüncelerini anlattı, kararlar aldı.
İstanbul’daki direniş hareketlerini teşvik etti, destekledi. Güvendiği Ali Fuat
Paşa, Kazım Karabekir Paşa gibi Komutanların yurdun önemli bölgelerine Kolordu
Komutanı olarak atanmalarını sağladı. Başlatacağı kurtuluş hareketi için ortam
hazırladı.
Bu faaliyetlerden ürken Sadrazam Ferit Paşa tarafından İstanbul’dan
uzaklaştırılması kararı alınması üzerine 29 Nisan 1919’da Harbiye Nazırı
Şakir Paşa tarafından çağrılarak, "Türklerin Rumlara yaptığı baskıyı
yerinde incelemek ve önlemek üzere Karadeniz Bölgesine müfettiş olarak
gönderilmesi" kararlaştırıldığını bildirdi. 9. Ordu Kıtaatı
Müfettişliğine atanması hakkındaki karar 30 Nisan’da Vahdettin tarafından onandı.
Ayrıca kendisi tarafından yapılacak tebligatı, emri altında bulunacak olan vilayet
mülki memurlarının icra etmelerinin ilgililere bildirilmesi önerildi. 6 Mayıs’ta,
görev ve yetkilerini belirten yazılı talimatı alarak 15 Mayıs’ta Karargahı ile
birlikte Bandırma vapuruyla İstanbul’dan ayrıldı.
19 Mayıs 1919’da Samsun’da karaya çıkarak Müfettişlik görevine başladı. 20
Mayıs’ta Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya bir telgraf çekerek İzmir’in Yunanlılar
tarafından işgalini protesto etti ve "ne millet ve ne de ordu mevcudiyetine karşı
yapılan bu haksız tecavüzü kabul etmeyecektir" diyerek ulusal kurtuluş
mücadelesinin ilk işaretini verdi. 25 Mayıs’ta karargahını geçici olarak
Samsun’dan Havza’ya nakletti. İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgali üzerine valiler,
bağımsız mutasarrıflar ve komutanlardan vatanın bütünlüğünün korunması için
işgallerin etkili bir şekilde protesto edilmesini istedi. 12 Haziran’da karagahı ile
birlikte Havza’dan Amasya’ya geldi. 15 Haziran’da "9. Ordu Kıtaatı
Müfettişliği" ünvanı "3 üncü Ordu Müfettişliği"ne
dönüştürüldü. 21/22 Haziran’da "Amasya Genelgesi" olarak anılan ve
Amasya’ya gelen Ali Fuat Paşa (CEBESOY), Rauf Bey (ORBAY) ve Refet Bey (BELE) nin de
imza ettiği tamimi Anadolu’da ki mülki ve askeri makamlara gönderdi. Genelgede
"Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin
bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." denilerek
Sivas’ta toplanacak milli bir kongre için her livadan seçilecek üç temsilcinin
gönderilmesi istenmekte idi. Bu davranışı üzerine 23 Haziran’da Vükela Meclisince
görevinden azledildi ve bu şekilde hiçbir resmi sıfatı kalmamış olduğundan
emirlerinin dinlenilmemesi Dahiliye Nezareti tarafından Valiliklere bildirildi.
26 Haziran 1919’da Amasya’dan ayrılarak Tokat-Sivas-Erzincan’dan geçmek suretiyle
3 Temmuz’da Erzurum’a geldi. 9 Temmuzda Padişaha resmi görevi ile birlikte
askerlikten ayrıldığını bildirdi. Orduya, vilayetlere millete hitaben kaleme
aldığı genelge ile "Bundan sonra mukaddez milli gayemiz için her türlü
fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette bir ferd-i mücahit suretiyle bulunmakta
olduğunu" ilan etti. 10 Temmuz’da yapılan çağrıyı kabul ederek "Vilayeti
Şarkiye Müdafaayı Hukuku Milliye Cemiyeti"nin Erzurum Şubesi başkanlığını
üstlendi. 23 Temmuz’da toplanan "Erzurum Kongresi" ne başkan seçildi.
Kongre, çalışmalarını 7 Ağustos’ta tamamlayarak "Vatanın ulusal sınırlar
içinde bir bütün olduğu, hükümet dağılırsa milletin hep birlikte düşmana
karşı koyacağı, himaye ve esaret kabul etmeyeceği" yolundaki kararlarını 10
maddelik bir bildiri halinde yayınlandı ve ayrıca yönetimi ele alacak bir "Heyeti
Temsiliye" seçti. 9 Ağustos’ta Padişah iradesiyle askerlikten çıkarılması,
haiz olduğu nişanların geri alınması ve fahri yaverlik rütbesinin kaldırılması
kararlaştırıldı.
29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan ayrılarak Sivas’a geldi. 4 Eylül’de, yurdun
çeşitli yerlerinden gelen temsilcilerin katılmalarıyla Sivas Kongresini açtı ve
başkanlığa seçildi. Kongrede, Şarki Anadolu Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Nizamnamasinde
bazı değişiklikler yapılarak adı "Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk
Cemiyeti" olarak değiştirildi. Bu şekilde çeşitli adlar altındaki direniş
örgütleri birleştirildi. İç ve dış çeşitli konular görüşülüp tartışılarak
milli Mücadelenin ilkeleri saptandı. 11 Eylüldeki son toplantıda, alınan kararları
içeren "Umumi Kongre Beyannamesi" kabul edildi ve "Heyeti Temsiliye"
seçimi yapıldı.
13 Ekim 1919’da yurdun hemen her yöresinde kurulan Müdafaayı Hukuk Teşkilatına bir
genelge göndererek "Milli mevcudiyetimizi dost ve düşman nazarında ızhar ve
ishat eden teşkilatın nizamname gereğince birbirleri ve merkezle sıkı bağlar
kurması milli ve vatani bir görev olduğunu" bildirdi.
20 Ekim 1919’da Heyeti Temsiliye Üyeleri Rauf, Kara Vasıf ve Bekir Sami Bey’lerle
Amasya’ya gelerek İstanbul’dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa ile görüştü. 22
Ekim’de sona eren görüşmeler sonucu beş protokol imzalandı ise de sonraki
gelişmeler beklenen sonucu vermedi.
7 Kasım 1919’da Osmanlı Mebusan Meclisinin son dönemi için yapılan seçimlerde
Erzurum’dan milletvekili seçildi ise de hastalığı nedeni ile hareketine imkan
olmadığını bildirerek katılmadı. Bu konudaki telgrafı 23 Şubat 1920 birleşiminde
okundu ve izinli sayıldı. Gerçekte, bu meclisin nasıl olsa dağıtılacağını
düşünerek Başkan seçilmesini istemiş, bu sıfatla Meclisi Anadolu’da bir yerde
toplamayı düşünmüştü. 16 Kasım’da Heyeti Temsiliye, bazı komutanların da
katıldığı toplantısında ordunun ihtiyaçları, savaşın yönetimi Meclisin
toplanması ve genel durumu görüşerek önemli kararlar aldı. Heyeti Temsiliye
Üyelerinden bir kısmı ile 19 Aralık’ta Sivas’tan ayrılarak 27 Aralık'ta
Ankara’ya geldi ve törenle karşılandı. Heyeti Temsiliye Merkezinin bundan böyle
Ankara olduğu bir genelge ile ilgili yerlere bildirildi.
29 Aralık 1919’da, hakkındaki 9 Ağustos 1919 tarihli Heyeti Vükela Kararı,
askerlikten istifa etmiş olduğunun kabulü ile nişan ve madalyalarının geri verilmesi
şeklinde değiştirildi ve karar 4 Şubat 1920’de Padişah tarafından onandı.
Mebusan Meclisine katılmak üzere İstanbul’a giden bir kısım milletvekilleri ile
temastan önce hazırladığı ve kendilerine telkin ettiği "Misakı Milli", 28
Ocak 1920’de Mebusan Meclisi tarafından kabul edildi. Bu Misak, Kurtuluş
mücadelesinin temel ilkelerinden biri oldu.
16 Mart 1920’de İtilaf Devletlerinin İstanbul’u işgali nedeniyle yabancı devlet
tamsilcilerine, Dışişleri Bakanlıklarına ve Mebusan Meclislerine birer telgraf
göndererek işgali protesto etti ve ayrıca millete hitaben yayımladığı bildiri ile
bu işgal sonucu Türk milletinin medeni kabiliyetinin hayat ve bağımsızlık hakkının
ve geleceğinin savunmasına davet edildiğini belirtti.
19 Mart 1920’de, millet işlerini yönetmek ve denetlemek üzere Ankara’da
olağanüstü yetkiye sahip bir Meclisin toplanması için acele seçim yapılmasını
Valiler, bağımsız mutasarrıflar ve komutanlara bildirdi. Bu Meclise vilayet ve
livalardan seçilecek milletvekillerinin yanında kapatılan Mebusan Meclisi son dönem
üyelerinden geleceklerin de katılması kararlaştırıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de bir konuşması ile açıldı. 24
Nisan’daki birleşimde, mütarekeden Meclisin açıldığı güne kadar geçen iç ve
dış olayları özetleyen bir konuşma yaptı. Devlet görevi ve sorumluluğunun Heyeti
Temsiliye’den alınması ve Meclisin memleketin geleceğine el koymasını isteyerek
hükümet teşkili için bir de önerge verdi. Aynı gün yapılan seçimde TBMM Başkanı
oldu. 2 Mayıs 1920’de kabul edilen Kanuna göre 3 Mayıs’ta Meclise seçilen İcra
Vekilleri Heyetinin 5 Mayıs’taki ilk toplantısına başkanlık etti. 11 Mayıs’ta
İstanbul 1. Örfi Divanı Harbi tarafından "Kuvayi Milliye unvanı altında
çıkardıkları fitne ve fesadın ve Kanunu Esasi hilafında ahaliden cebren para
toplamak ve askere almak, hilafında hareket edenlere işkence ve ezaya ve tahrib-i bilada
cür’et eylemek suretiyle emniyeti dahiliyeyi ihlal eyleyenlerin mürettip ve
müşevviklerinden olduğu" iddiasıyla Ali Fuat Paşa (CEBESOY) nın dahil olduğu
(6) kişi arasında idam cezasına mahkum edildi. Bu hüküm, ele geçtiğinde tekrar
yargılamak üzere 24 Mayıs’ta Padişah tarafından onandı.
TBMM’nin çalışmaya başladığı dönemde süregelen ve yenileri ortaya çıkan iç
ayaklanmaların yanında Batı Anadolu topraklarında ilerleyen Yunanlılar ve Antep
Cephesinde Fransızlara karşı türlü imkansızlıklar içinde Devlet, Hükümet ve
Meclis Başkanı olarak etkili önlemler alıp, ordunun düzenli bir hale gelmesini
sağladı. Bu şekilde 11 Ocak 1921 ve 11 Nisan 1921’de I. ve II. İnönü Zaferleri ile
Yunan saldırısı durduruldu ve geri çekilmesi gerçekleştirildi. Bu arada 13 Eylül
1920’de Meclise sunduğu "Halkçılık Programı"nın incelenmesi için özel
bir komisyon kuruldu. Sonuçta bu program ilk Anayasanın ilkelerini oluşturdu ve 20 Ocak
1921’de 85 sayılı "Teşkilatı Esasiye Kanunu" olarak kabul edildi.
İstanbul Hükümetinde yer alan Asker Nazırların yaklaşımı ile Ankara Hükümeti ile
yeni bir temas süreci aranması nedeniyle 4 Aralık 1920’de Bilecik’te Ahmet İzzet
ve Salih Paşa’ların içinde bulunduğu İstanbul Heyeti ile ikinci kez bir görüşme
yaptı. Ancak anlaşma olmadı.
10 Mayıs 1921’de TBMM içinde Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Grubunu kurdu, ertesi
günü yapılan seçimde Başkanlığa seçildi.
10 Temmuz 1921’de yeniden başlayan ve iki hafta devam eden Yunan saldırısında
önemli kayıplara uğranılması TBMM’de ve kamuoyunda ciddi tepkilere neden omasına
rağmen, vakit kazanmak için izlenmekte olan stratejik savunma planını uygulamayı
sürdürdü. 5 Ağustos 1921’de "Ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette
tezyit ve sevk ve idaresini bir kat daha tarsin hususunda TBMM’nin buna müteallik
selahiyetini Meclis namına, fiilen istimale mezun" olarak 144 sayılı Kanunla
Başkomutan seçildi. 7 ve 8 Ağusto’ta yayımladığı 10 "Tekalifi Milliye"
emirleri ile savaşan ordunun ihtiyaçlarını sağlama yoluna gitti.
13 Ağustos’ta başlayan Sakarya muharebesi "Hattı müdafaa yoktur, sathı
müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı,
vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terkolunamaz..." emri ile 22 gün ve gece devam
eden muharebeler sonunda Sakarya Zaferi gerçekleşti. 19 Eylül 1921’de TBMM 153
sayılı Kanunla "Gazi" unvanı ve "Müşir" (Mareşal) rütbesi
verdi. Bu zaferi 20 Ekim 1921’de Fransa ile yapılan ve güney sınırlarımızı
güvenceye alan "Ankara Andlaşması" izledi. Daha önce 2 Aralık 1922’deki
"Gümrü" ve 16 Mart 1921’de "Moskova" Andlaşmaları ile Doğu
cephesindeki savaşlar sona erdirilmişti.
Üç ay süre ile sınırlı olan Başkomutanlık Kanunu, 229, 189 ve 160 sayılı
Kanunlarla üçer ay daha uzatıldı. 20 Temmuz 1922’de 245 sayılı Kanunla da süresiz
olarak Başkomutanlığa memur edildi. Bir yıl süren hazırlık döneminden sonra 26
Ağustos 1922’de Afyon Cephesinde Büyük Taarruzu başlattı. Dört gün devam eden
muharebeler sonunda 30 Ağustos’taki bizzat yönettiği Başkomutan (Dumlupınar) meydan
muharebesi ile Yunan ordusu sarılarak imha edildi. "Ordular, ilk hedefiniz
Akdenizdir. İleri" komutası ile düşman İzmir istikametinde takip edilerek 9
Eylülde İzmir’e girildi. 10 Eylül’de İzmir Hemşehriliğine seçildi. 11 Ekim
1922’de imzalanan Mudanya mütarekesi ile yıllardır süregelen savaş sona erdi.
Sadrazam Tevfik Paşa’nın yakında toplanacak Barış Konferansına Babıali ve Ankara
heyetlerinin bir arada katılmasının uygun olacağını bildiren telgrafları, 30 Ekim
1922’de başkanlığında toplanan TBMM’de okunarak açılan görüşmede Sadrazamın,
oğlu ile şahsına gönderdiği 17 Eylül 1922 tarihli mektuba "Teşkilatı Esasiye
Kanunu ile şekil ve mahiyeti taayyün eden Türkiye Devletinin tarihi teessüsünden beri
Türkiye mukadderatına vazıülyed ve bundan mesul yalnız ve ancak Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hükümeti olduğu, cihanca malum ve hadisatı fiiliye ve muamelatı
siyasiye ile müeyyet bulunmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının ihraz
eylediği muzafferiyeti katiyenin neticesi tabiiyesi olmak üzere vukuu kabil olan
konferansta Türkiye yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti
tarafından temsil olunur..." şeklinde cevap verdiğini ifade etti. Bu mektuptan
ayrı olarak, Sadrazamın TBMM Başkanlığına gönderdiği aynı konuyu içeren
telgrafının okunmasından sonra söz alan milletvekilleri, ifade ettiği cevap
doğrultusunda konuşma yapmalarını müteakip, Başkan olarak verilen önergeleri oya
koydu ve Rıza Nur Bey (Sinop) ve 80 arkadaşının "Osmanlı İmparatorluğuna son
verilip Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin onun yerine geçtiğine, Teşkilatı
Esasiye Kanunu ile egemenlik hakkı millette olduğundan İstanbul’daki Padişahlığın
yok sayıldığına İstanbul’da meşru bir hükümet tanınmadığına ve Hilafet
Makamının esir bulunduğu Yabancılar elinden kurtaılmasına" dair önerisi ad
okunarak (2) red, (2) çekimser oya karşı (132) oyla kabul edildi. Ayrıca Barış
Konferansına temsilci gönderilmesi konusunda telgraf yazanlarla mensup olduğu heyet
Padişah haklarında kanuni işlem yapılmasına karar verildi. 1/2 Kasım 1922’de
verilen 308 sayılı kararla da, TBMM’nin egemenlik hakkının gerçek temsilcisi
olduğu, Misakı Milli sınırları içinde TBMM Hükümetinden başka bir hükümet
şekli tanımadığı, Türkiye halkının kişi egemenliğine dayanan İstanbul
Hükümetini 16 Mart 1920’den itibaren ve sonsuza dek tarihe intikal etmiş
saydığını ilan etti. 4 Kasım’da Tevfik Paşa kabinesi görevden çekildi.
İstanbul’un idaresine el konuldu. 18 Kasım’da Vahdettin’den hilafet alınarak
Halifeliğe Abdülmecit Efendi seçildi.
22 Kasım 1922’de Lozan’da çalışmalarına başlayan Lozan Barış Konferansı arada
bir kesinti ile devam ederek 24 Temmuz 1923’te Bağımsız Türkiye Devletinin
tanınması ile sona erdi. Bu arada 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan
"İktisat Kongresi"ni bir konuşma ile açtı. Konumasında. "Siyasi ve
Askeri başarılar ne kadar büyük olursa olsunlar iktisadi başarılarla
taçlandırılmazlarsa kazanılan zaferlerin sürekli olmayacağını, az zamanda
söneceğini" vurguladı. TBMM, 1 Nisan 1923’de seçimin yenilenmesine karar
vererek 16 Nisan’da çalışmalarını sona erdirdi.
II. Dönem için yapılan seçimlerde yeniden Ankara Milletvekili oldu. TBMM 11
Ağustos'ta çalışmalarına başlaması ile 13 Ağustos’ta yapılan seçimde tekrar
başkanlığa seçildi. Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Grubunun bir partiye
dönüştürülmesi konusunda 9 Ağustos'ta başlayan çalışmalar sonucunda "Halk
Fırkası" kuruldu. 11 Eylül'de Genel Başkanı oldu. 2 Ekim'de İstanbul’daki
İtilaf Devletleri askerlerinin ayrılmaları ile 6 Ekim'de Türk Birlikleri İstanbul’
girdi. 13 Ekim 1923’te TBMM’ce kabul edilen (27) sayılı kararla Ankara’nın
Türkiye Devletinin merkezi olması kabul edildi.
27 Ekim 1923’te İcra Vekilleri Heyeti Reisi Ali Fethi Bey’in görevinden istifası
bir hükümet bunalımına yol açmakla 28 Ekim akşamı Çankaya Köşküne
çağırdığı arkadaşlarına "Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz" dedi. Aynı
gece İsmet Paşa ile birlikte hazırladıkları Teşkilatı Esasiye Kanunu değişikliği
29 Ekimde Halk Fırkası Genel Kurulunda kabul edilerek TBMM’ne gönderildi. Kanun
teklifi ivedi görüşülerek (364) sayı ile kanunlaştı ve Cumhuriyet ilan edildi.
Gizli oyla yapılan seçimde mevcut (158) üyenin oy birliği ile Cumhurbaşkanı oldu.
19 Kasımda, Halk Fırkası Genel Başkanlığı ile fiilen uğraşmaya bugünkü görevi
el vermediğinden İsmet Paşa’yı Vekil olarak atadı. 21 Kasımda TBMM’nce asker ve
sivil (25) kişi arasında kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası ile
ödüllendirilmesi kararlaştırıldı.
1 Mart 1924’te TBMM’nin II nci Dönem İkinci Toplantı yılını açış
konuşmasında "İslam Dinini, asırlardan beri alışılageldiği şekilde bir
siyaset aracı olmaktan uzaklaştırmak ve yüceltmek gerek olduğu"na işaret etti.
Bu direktifin ışığı altında hazırlanan ve TBMM’nce kabul olunan 3 Mart 1924 tarih
ve 429, 430 ve 431 saylı kanunlarla Şer’iye Vekaleti kaldırılarak Diyanet İşleri
Başkanlığı kuruldu. Bütün öğretim ve eğitim kurumları ve medreseler Maarif
Vekaletine bağlandı. Hilafet kaldırılarak Osmanlı Hanedanı üyeleri yurt dışına
çıkarıldı. 8 Nisanda 469 sayılı Kanunla Şer’iye Mahkemeleri kaldırıldı.
20 Nisan 1924’te Cumhuriyetin yeni Anayasası kabul edildi. 26 Ağustos’ta Türkiye
İş Bankası'nı kurdurdu. 12-20 Eylül arası Hamidiye Kruvazörü ile yaptığı
Karadeniz gezisi sonunda 20 Eylül’de Hamidiye’den ayrılırken Şeref Defterine
yazdığı "Hudutların mühim ve büyük kısmı deniz olan Türk Devletinin
donanması da mühim ve büyük olmak gerekir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve
emin olacaktır. Mükemmel ve kadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir."
yazıları ile Cumhuriyet Donanmasının kuruluşunu başlattı. 29 Aralık 1924’te 539
sayılı Kanunla "Bahriye Vekaleti" kuruldu.
10 Kasım 1924’te Halk Fırkası "Cumhuriyet Halk Fırkası" adını aldı. 16
Şubat 1925’te, 29 Ocak 1923’te evlenmiş olduğu Latife (Uşakizade) Hanımdan
ayrıldı. 23 Ağustos'ta ilk kez başında bir panama şapkası olduğu halde otomobille
Ankara’dan hareketle Çankırı’ya uğrayarak Kastomonu’ya geldi. 25 Ağustosta
İnebolu’ya geçerek Türkocağında, Türk Milletinin medeni kıyafeti içinde
şapkanın yer alması lüzumuna işaret etti. 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı
Kanunla Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılması ve Türbedarlıklar ile bir takım
ünvanların kaldırılması kararlaştırıldı. Bu arada 15 Eylül 1925'te, Ankara Hukuk
Mektebi Öğretim Kurulu, kendisine "Öğretim Kurulu Fahri Başkanlığı"nı
tevcih etti. 26 Aralık 1925’te 697 ve 698 sayılı kanunlarla, günün 24 saate taksimi
miladi tarihi esas alan uluslararası takvim kabul edilerek batıya dönük yeni bir
aşama kaydedildi.
17 Şubat 1926’da Medeni Kanun, 1 Martta Türk Ceza Kanunu, 3 Martta Hakimler Kanunu, 22
Nisanda Borçlar Kanunu, 29 Mayısta Türk Ticaret Kanunu kabul edilerek adalet reformunda
önemli ileri adımlar atıldı.
14 Haziran da İzmir’de kendisine hazırlanan bir suikast girişimi meydana
çıkarıldı. Eski Rize Mebusu Ziya Hurşit ve arkadaşlarının düzenlediği ve
kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına mensup milletvekilleri ve paşaların da
katıldıkları iddia edilen girişimde sanık görülenlerin tutuklanarak İzmir’e
gelen Ankara İstiklal Mahkemesinde yapılan yargılanmaları sonunda suçlu görülen
(13) kişi, 13 Temmuz'da idama mahkum edildi. Bir kısım sanıklar da Ankara’da
yargılanarak (4) ü 26 Ağustos'ta idam cezasına hüküm giydi.
26 Haziran 1927’de yeni seçim kararı alan TBMM, bu tarihte çalışmalarına son
verdi. III. Dönem için Eylül 1927’de yapılan seçimde tekrar Ankara milletvekili
oldu. 15 Ekim’de toplanan CHP II. Büyük kongresinde toplam (36) saat (33) dakika
süren Büyük Nutku’nu 20 Ekim’de tamamladı. 1 Kasımda III. Dönem
çalışmalarına başlayan TBMM’nce ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçildi.
TBMM, 10 Nisan 1928’de yaptığı bir Anayasa değişikliği ile Teşkilatı Esasiye
Kanunun 2. maddesindeki "Türkiye Devletinin dini, din-i İslamdır." fıkrası
ile, 26. Maddesindeki "ahkamı Şer’iyenin Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından yürütüleceğini belirleyen cümleyi kaldırdı ve ayrıca Cumhurbaşkanı
ve milletvekillerinin yemin metinleri de değiştirilerek namus üzerine and içilmesi
kabul olundu."
20 Mayıs 1928’de Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapan Afganistan Kralı Amanuallah Han
ve eşi ile beraber oldu. Aynı gün TBMM, 1288 sayılı kanun olarak Ulusklararası
rakamların kullanılması zorunluluğunu kabul etti. 9/10 Ağustosta İstanbul Sarayburnu
Parkında CHP İstanbul Teşkilatı tarafından düzenlenen açık hava toplantısında
yeni Türk Harfleri hakkında halkı aydınlatıcı bir konuşma yaparak "Asırlardan
beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak, anlaşılmayan ve
anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz" dedi. 25
Ağustosta Dolmabahçe Sarayında huzurlarında toplanan konferansta yeni Türk Harfleri
konuşuldu. Katıldığı bu tartışmalı konferans 29 Ağustosta da devam etti. 1 Kasım
1928’de III. Dönemin 2. toplantı yılının ilk gününde "Türk Harflerinin
Kabul ve Tatbiki" hakkındaki Kanun TBMM’ce kabul edilerek harf devrimi
gerçekleştirildi. TBMM, milletin bu konudaki şükran anısı olarak kendisine altın
levha üzerinde kabartma bir alfabe sunulmasını kararlaştırdı. 8 kasımda, Millet
Mektepleri Genel Başkanlığı ve Başöğretmenliği önerisini kabul etti.
23 Nisan 1929’da 23 Nisan gününün "Çocuk Bayramı" olarak kutlanması
kabul edilerek, gece, Ankara Palasta verilen çocuk balosunu onurlandırdı.
3 Nisan 1930’da yerel seçimlerde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan 1580
sayılı Belediye Kanunu, TBMM’de kabul edildi. 27 Nisan’da Ankara’da toplanan
Türkocakları VI. Kurultayında Türk tarihi ve medeniyetini bilimsel olarak incelemek
üzere "Türk Tarihi Tetkik Heyeti" oluşturuldu. 9 Ağustosta Paris
Büyükelçiliğinden istifa ederek yeni bir siyasi Parti kurmak istediğini bildiren Ali
Fethi Bey’e yazdığı mektupta "Laik Cumhuriyet esaslarına dayanan yeni bir
partinin faaliyete geçerek millet işlerini serbestçe tartışmasını cumhuriyetin
esaslarından saydığını" bildirdi. 12 Ağustosta "Serbest Cumhuriyet
Fırkası" kuruldu. 25 Eylülde ömür boyu Cumhurbaşkanlığı önerildiği
şayialarının basında yer alması üzerine gazetecilere "siz ve kamuoyu
bilmelisiniz ki bu yoldaki öneriler hoşuma gitmemiştir ve gitmez" dedi. 23
Aralıkta Menemen’de meydana gelen gericilik olayında yedek subay öğretmen
Kubilay’ın şehit edilmesi üzerine 28 Aralık’ta orduya gönderildiği
başsağlığı mektubunda "Büyük Ordunun Kahraman Genç Subayı ve Cumhuriyetin
mefküreci muallimi heyetinin kıymetli uzvu Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet
hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olduğunu" bildirdi.
3 Mart 1931’de CHP Meclis Grup Başkanlığına, milletvekili seçiminin yenilenmesi
uygun olacağını bildirmesi üzerine 5 Mart'ta TBMM’nde bu şekilde karar alındı. 24
Nisan 1931’de yapılan IV. Dönem genel seçimlerinde tekrar Ankara’dan milletvekili
olarak 4 Mayıstaki olağanüstü toplantıda yeniden Cumhurbaşkanlığına seçildi.
2 Temmuz 1932’de I. Türk Tarih Kongresi, huzurları ile Ankara’da toplandı. 12
Temmuzda "Türk Dili Tetkik Cemiyeti" kuruldu. 26 Eylülde I. Türk Dili
Kurultayı başkanlığında Dolmabahçe Sarayında çalışmalarına başladı. Zaman
zaman toplantılara başkanlık ederek arı dil akımını ilgi ile izledi. 26 Eylül
tarihi de 1933 yılından itibaren dil bayramı olarak kutlandı.
1 Şubat 1933’de, Bursa’da ezan ve kamet’in Türkçe okunuşuna karşı gerici bir
hareketin baş göstermesi üzerine 6 Şubatta Anadolu Ajansına verdiği demeçte
"Olaya özellikle dikkatimizi çevirmemizin nedeni, dini siyaset ve herhangi bir
tahrike vesile etmeğe asla müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşılmasıdır.
Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kesin olarak bilinmelidir ki Türk
milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır"
dedi. 7 Şubattan itibaren İstanbul’daki bütün camilerde ezan ve kamet Türkçe
okunmaya başlandı.
29 Ekim 1933’te Cumhuriyetin 10. Yıldönümü münasebetiyle "Ne Mutlu Türküm
Diyene !" sözcüğü ile biten ünlü söylevi ile Türk milletine seslendi. 4
Kasım’da Selanik’te doğduğu eve Yunan Hükümeti bir anı levhası koydu.
16 Haziran 1934’te Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapan İran Şahı Rıza Pehlevi’yi
karşıladı ve 2 Temmuz'a kadar zaman zaman birlikte oldu.
21 Haziran'da TBMM’nde "Soyadı Kanunu" kabul edildi. İsmet Paşa ve
arkadaşları tarafından verilen önerge 24 Kasımda 2587 sayılı Kanun olarak kabul
edilerek ATATÜRK soyadını aldı. Ertesi günü de İsmet Paşa’ya İNÖNÜ soyadını
verdi. Ayrıca milli mücadele ve sonrasında birlikte çalıştığı arkadaşlarını
verdiği soyadları ile onurlandırdı. 26 Kasım'da "Efendi, Bey, Paşa gibi Unvan
ve Lakapların Kaldırıldığına dair" 2590 sayılı Kanun kabul edildi. 3
Aralık'ta da "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair" 2596 sayılı Kanunla
din adamlarının mabet ve ayinler dışında dini kıyafetlerini giymeleri yasaklandı.
5 Aralıkta Teşkilatı Esasiye Kanunun 10. ve 11. maddeleri değiştirilmek suretiyle
Türk kadınlarına milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.
8 Şubat 1935’te yapılan V. Dönem milletvekilleri genel seçimlerinde yeniden Ankara
milletvekili oldu. 1 Martta çalışmalarına başlayan TBMM’nce dördüncü kez
Cumhurbaşkanlığına seçildi.
9 Mayısta CHP IV. Büyük Kurultayını açış konuşmasında "Uçurum kenarında
yıkık bir ülke... türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar yıllarca süren savaş...
ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet
ve bunları başarmak için arasız devrimler..." İşte Türk genel devriminin bir
kısa ifadesi diyerek gerçekleştirilen büyük işlerin özet bir dökümünü yaptı.
27 Mayısta kabul eidlen 2739 sayılı Kanunla ulusal bayram ve genel tatil günleri
yeniden saptandı ve hafta tatili, Cumartesi günü saat 13:00’te başlamak üzere Pazar
günü oldu.
Ekimde, Suriye’de bulunan Çerkez Edhem ve Kardeşi Reşit’in hazırlattığı
anlaşılan bir suikast girişimi meydana çıkarıldı. Girişim ile ilgili görülen
Urfa Milletvekili Ali Saip URSAVAŞ’ın da dahil bulunduğu sekiz sanığın 4 Ocak
1936’da Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan yargılanmaları 17 Şubat'ta delil
yetersizliğinden beraat kararı ile sonuçlandı. Olayın 21 Ekimde öğrenilmesi halkın
büyük tepkisine yol açtı. Yurdun her tarafında kınama toplantıları yapıldı.
20 Temmuz 1936’da Boğazların Türk Hükümeti'nin egemenliğini belgeleyen
"Montreux Andlaşması" nın imzalanması münasebetiyle 31 Temmuz'da TBMM
minnet ve teşekkürlerinin kendisine iletilmesini kararlaştırdı.
4 Eylül'de İstanbul’a özel olarak bir ziyaret yapan İngiltere Kralı VIII.
Edward’ı karşıladı. Birlikte 6 Eylül'de Moda’da yapılan deniz yarışlarını
izledi.
27 Ocak 1937’de, Milletler Cemiyeti tarafından Hatay’ın bağımsızlığı kabul
edilmesi üzere TBMM, 29 Ocakta aldığı bir kararla, insanlık yolunda milli bir davayı
neticeye yaklaştırmaya yönelik gayretlerinden dolayı kendisine teşekkür etti.
5 Şubatta 3115 sayılı Kanunla yapılan bir Anayasa değişikliği ile CHP’nin altı
ok ilkesi Anayasa metnine alınarak Türkiye Devletinin Cumhuriyetçi, Milliyetçi,
Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçı olduğu vurgulandı.
12 Şubatta Selanik Belediyesi aldığı bir kararla, doğduğu evi sahibinden satın
alarak emrine tahsis etti.
11 Haziran 1937’de Trabzon’da bulunduğu sırada Başbakan İnönü’ye bir telgraf
çekerek "Bütün çiftlikleri ve mallarını millete bağışladığını"
bildirdi.
1 Kasım 1937’de TBMM’nin V. Dönem 3. toplantı yılında son kez yaptığı açış
konuşmasında. "Biz Türk Milletinin hadimiyiz... Kuvvet birdir ve
milletindir." diyerek ulusal egemenliğe inancını bir kez daha belirtti.
30 Mart 1938’de, rahatsızlığı nedeniyle Fransa’dan çağrılan Prof. Dr. Fissenger
tarafından muayenesi sonucuna dair ilk resmi rapor yayımlandı. Rapora ait resmi
tebliğde "Sıhhatde endişe verici bir durum olmadığı, ancak 1.5 ay kadar
dinlenmesi önerildiği" belirtildi. 26 Mayısta Ankara’dan son kez ayrılarak
İstanbul’a geldi ve çalışmalarını Dolmabahçe Sarayında sürdürdü.
19 Haziran'da İstanbul’da SAVARONA yatında Romanya Kralı Karl’ı kabul ederek bir
süre görüştü.
5 Eylülde el yazısı ile düzenlediği vasiyetnamesini Dolmabahçe Sarayına çağrılan
İstanbul 6. Noterine verdi.
26/27 Eylül gecesi Saray’da hafif bir koma geçirdi. 16 Ekimde ağır bir komaya girdi.
17 Ekimde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tebliğinde
"Karaciğer hastalığı normal seyrini takip ederken 16 Ekim 1938 günü birden bire
umumi bir zaaf ile birlikte hazmi bir asabi araz göstermeğe başladığı"
bildirildi. Hastalığın seyrine dair tebliğ yayımı 22 Ekime kadar devam etti ve her
gün sabah ve akşam iki tebliğ yayımlandı. 22 Ekim'de konsültasyon sonucu yayımlanan
son tebliğde "Hastalık normal seyrine avdet etmiştir. Günlük tebliğ neşrine
lüzum kalmamıştır." denildi.
29 Ekimde Cumhuriyetin 15. yıl dönümü münasebetiyle Orduya bir mesaj yayımladı. 1
Kasımda TBMM’nde V inci Dönemin IV. toplantı yılı açış konuşması Başbakan
Celal Bayar tarafından okundu.
8 Kasımda ikinci kez ağır komaya girdi. Yayımlanan tebliğde "Bugün saat
18:30’da hastalık birdenbire normal seyrinden çıkarak şiddetlenmiş ve sıhhi
vaziyetleri yeniden ciddiyet kazanmış olduğu" belirtildi. Ağır koma hali 9
Kasımda da devam etti.
10 Kasım 1938 günü saat 9:05’te Dolmabahçe Sarayında öldü. Bu kayıp Türk
milletini mateme boğduğu gibi bütün dünyada geniş yankılar uyandırdı. Türk
Bayrağına sarılı tabutu Sarayın tören salonunda katafalka konularak sekiz gün
halkın saygı geçişine açık tutuldu.
19 Kasımda top arabasına konulan tabut törenle Sarayburnu'na getirildi. Zafer Gemisi
ile İstanbul Limanını dolduran ve tören için gelen yabancı savaş gemilerinin
arasından geçirilerek Yavuz Gemisi'ne götürüldü.
20 Kasım sabahı saat 10:00’da başta Cumhurbaşkanı İsmet İnönü olmak üzere
bütün devlet büyükleri ve halk tarafından törenle karşılandı. Trenden alınarak
top arabasına konulan tabut törenle karşılandı. Trenden alınarak top arabasına
konulan tabut törenle TBMM’ne getirildi ve hazırlanan katafalk’a yerleştirildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve dost devletler tarafından gönderilen tören birliklerinin
saygı geçişinden sonra; halkın saygı geçişi 24 saat devam etti.
21 Kasımda Tabut katafalk’tan alınarak devlet töreni ile geçici kabir olarak
seçilen Etnografya Müzesinde mermer bir lahdin üzerine konuldu.
10 Kasım 1953’te devlet töreni ile Anıtkabir’e götürülerek toprağa verildi.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve Türk milletinin Atası olan ATATÜRK, gençlik
yıllarından itibaren kafasında oluşmaya başlayan ileri düşünceleri kısa zamanda
hayata geçirmeyi başaran müstesna bir lider ve devlet adamı olmanın ötesinde ortaya
koyduğu ilkeler, yıllar geçtikçe geçerliliği daha da değerlenen ve takdir kazanan
üstün bir fikir adamıdır. Özellikle son yıllarda uzun süre arkasından gidilen
ideojilerin çökmesi yanında, ilkelerinin bugün de dimdik ayakta kalması, iyiye,
doğruya ve güzele giden bir yolda evrensel büyüklüğünün yeni bir kanıtıdır.

ATATÜRK'TEN ÖZDEYİŞLER
Biz
Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî
insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve
ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım.
Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını
yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin , namusun
ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve
bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok
ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için
milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için
mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık
bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı
teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset
münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek
isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar
batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta
yıkılmaya mahkumdurlar.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre
saygı duyarız.

Egemenlik kayıtsız ve şartsız millettindir

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden
bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını
tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik
değildir.

Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet
bulacaktır.

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli
hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter
ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen
Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre
sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine
sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan
ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı
kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır.
Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek
değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil,
dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,
dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet
tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik
edeceğiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların
dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil,
doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir.
Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak,
bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki,
bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin
bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa
zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere
yükselmeye layıksın.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir.
Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını
bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar
taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok
aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten
milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı
vereceğim.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye
ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli
timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti bir kurduk,
onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti
ebediyen yaşayacaktır.

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kasdetmiyoruz. Kasdettiğimiz
ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi,
hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Sizler, yani
yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek
üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim
yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde
olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli,
kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâröğretmenleri ve eğiticileri, sizler
yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin
maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun
bir millet, henüz millet namını almak istidadını kesfetmemiştir.

Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem
unsurlarıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk
sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde,
herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun
için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek
maksadını güder.

Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı
Türkiye idealinin belkemiğidir.